Kabak Koyu...

Daha Fethiye’ye gitmeden Kabak Koyu’nun ününü duymuştuk. Hatta Kelebekler Vadisi’ne benzediği, pırıl pırıl masmavi suları ve el değmemiş doğası olduğunu hem yakın çevremizden hem de çeşitli web sitelerinden öğrenmiştik. Eşim Kabak Koyu'nu duyduktan sonra epeyce uzun bir süre beni tüm tatili orada geçirmek konusunda ikna etmeye çalıştı. Ancak ben pek de doğa insanı olmadığım için böcek, yılan vb gibi hayvanların arasında ona da huzur vermeyeceğimi anlatınca bu defa rotayı Fethiye merkez’e çevirmiştik. Fakat Kabak Koyu'nu günü birlik ziyaret etmeyi kabul etmiştim.

Gerek bize anlatılanların gerekse gördüğümüz fotoğrafların heyecanıyla bir öğle vakti Fethiye’den Faralya dolmuşuna bindik. Yolculuk 1 saat kadar sürdü. Faralya, Kabak Koyunun tepesindeki köyün adı. Tepesindeki diyorum çünkü Kabak da tıpkı kelebekler Vadisi gibi derin bir vadinin denizle buluştuğu noktada yer alıyor. Kelebekler Vadisi'nden farklı olarak Kabak’a karadan da ulaşılabiliyor. Dolmuş yolculuğunun epeyce eğlenceli olduğunu söyleyebilirim, çünkü Ölüdeniz’i geçtikten sonra doğu istikametinde Kelebekler Vadisi yönüne giden sahil yolu özellikle de pencere kenarında oturuyorsanız size ürkütücü ama bir o kadarda eğlenceli gelecektir. Nerede ise yarım metrelik uzaklıktaki uçurumun kenarında ilerliyen bu dolmuşlar, insanı zaman zaman ürkütüyor olsa bile, bu manzara herşeyi unutturuyor ve yolculuğa keyif katıyor.

Dolmuştan son durakta indikten sonra iki seçeneğiniz var. Ya kırmızı beyaz işaretleri takip ederek, patikadan yaklaşık 20 dakika gibi bir sürede deniz kıyısına ineceksiniz. Ya da yukarıda sizi bekleyen safari araçlarına binerek 7 TL karşılığında tozlu ve bol dönemeçli bir yoldan koya ulaşacaksınız. Buradaki en önemli detay yürüyecekseniz ayağınızda sağlam bir ayakkabı olması. Aksi takdirde parmak arası terliklerle rahat edemezsiniz. Biz önceden neyle karşılaşacağımızı bildiğimizden spor ayakkabılarımızı çantaya atmıştık ve böylece gayet eğlenceli bir yürüyüşle koya ulaştık. İnerken arada durarak nefes kesen muhteşem manzaranın tadını da çıkarmayı unutmadık tabi…

Aşağı inerken gözünüze ilk çarpan şey gerçekten de el değmemiş bir doğa ve aralara serpiştirilmiş gibi duran bungalow evler oluyor. 10-15 kadar kamping alanı var. Kimisi tepelerde kimisi sahile daha yakın konumda bulunmakta. İnişi tamamladığınızda sizi taşlık bir sahilin beklediğini görüyorsunuz. Çardakların altında güneşlenen insanlar ve hemen denizin kenarındaki bir tesis ve havuzu da görmezden gelinmeyecek güzellikte…

Sahilde çardakların altında yerimizi aldıktan sonra çok da fazla beklemeden kendimizi suya attık. O turkuaz renkteki denize girmemek için kendinizi zor tutuyorsunuz zaten. Denizin içinde büyük kayalar, taşlar gözünüze çarpıyor. Basit bir deniz gözlüğü bile kayaların etrafında yüzen irili ufaklı balıkları görmenizi sağlayacaktır. Yüzerken eğer sağ taraftaki dağa doğru yaklaşırsanız orada çok ilginç bir denizaltı mağarası var, tüpsüz dalma konusunda başarılıysanız, kıyıdaki dağın altında kalan mağaraya dalarak ulaşabilirsiniz. Düşünseniz ya, denizde yüzüyorsunuz ve üzerinde bir dağ var ve siz o boşlukta nefes alabiliyorsunuz, tabi buradaki suyun rengi de kesinlikle görülmeye değer!

Gün batımına doğru gitme vaktinin geldiğini anlayınca ayrılmak istemesek de gitme zamanı gelmişti. İnişi güzel eğlenceli manzara eşliğinde olan patika yolun maalesef çıkarken öyle gelmeyeceği için safari araçlarına kişi başı 7tl verdiğiniz taktirde sizi yukarı çıkarması o kısa mesafe için her türlü değeceğini düşüneceksiniz. Fakat size benden bir tavsiye, bizim zamanımız pek olmadığı için Kabak’taki şelaleye gidemedik, gidenler buraya yürümenin ve doğayla iç içe olmanın çok zevkli olduğunu söylüyor, bizim gibi kısıtlı bir zamanda gelemeyip buraya da gitmenizi öneririm.

Bir sonraki blog yazımızı okumak için tıklayınız.

Bu yazıyı arkadaşlarınız ile paylaşmak için aşağıdaki sosyal medya butonlarını kullanabilirsiniz.

Herkese İyi Tatilller...